|
Uzunca bir ayrılığın ardından tekrar birşeyler yazıyor olabilmek benim için çok mutluluk verici. Yaklaşık bir yıldır ayrıydık. Vatani görevimi yapmak üzere önce Eğirdir Dağ Komando Okulu’na, ardından çektiğim kura ile Kars Sarıkamış’a, oradan da görevlendirmeyle Bingöl’ün Genç ilçesine gittim. Kapitalizmin yarattığı teröre karşı mücadele eden Şerefli Türk Ordusu’nun bir ferdi olarak operatif faliyetlere katılabilme ve hepimizin, kahramanlarımız olarak niteledindirdiği Mehmetciklerimizle beraber, bir Mehmetcik olabilme şansı yakaladım.
Bu dönem içerisinde en önemli tespitim, terörün yaşandığı bölgelerde Türk Askeri’nin ayak basmadığı tek bir tepe, tek bir dere ve tek bir coğrafi oluşumun olmayışıydı.
Verilen görevlerle beraber Türk Askeri sivilde hayal bile edilemeyecek dağlara, tepelere tırmanmakta, insanüstü bir çabayla kendine sağlanan yasal olanaklarla/olanaksızlıklarla hainlerin kökünü kazımaya çalışmakta. Bunu yaparken de yıllarca kendisini evinde bekleyen eşinden, çocuğundan, sevdiklerinden uzak olmayı bir onur bilerek, vatan savunmasında, yaşamdan ödünler verilebileceğini kabullenerek vazifesini yapmakta. Eşi hamile olan bir askeri personel, çocuğunun doğumunda bulunamıyor, herhangi bir vefat haberini dağda operasyonda alabiliyor ve görevini tamamlamadan o cenazeye katılamıyor, sırtında otuz kilogram çantayla kilometrelerce yürüyüp günlerce buz gibi dağ havasında açıkta kalabiliyor. Operasyondan döndüğünde de dört duvar arasında değil, çadırlarda yaşıyor.
Bazı şeyleri anlatmaya çalışmak yeterli olamıyor malesef, çünkü bazı şeyler yaşanılarak kavranabiliyor. Şimdi soruyorum; kaçımız aynı şartlar altında çalışmayı kabul ederiz? Belki çoğumuzun, ben bu işi yapamam dediği mesleği yapan kahramanlarımıza sürekli destek olabilmeli, bazı çevrelerin etkisinde kalıp, Türk Ordusu’na güvenimizi ve sevgimizi hiç eksiltmeden daimi sürdürmeliyiz. Artık askeri personel için bu bir meslek olmaktan çıkmış bir tutkuya bir ülküye dönüşmüştür. Bu vatan, Osman Teğmenleri, Murat Astsubayları, Fatih Uzmanları kolay yetiştirmiyor. Orduya herhangi bir siyasal pencereden bakmamamız gerektiği için her ne duruşta olursak olalım, ulusça kahramanlarımızı sahiplenip destek olalım. Bu bizi daha güçlü yapacaktır.
Şerefli Türk Ordusu, ona verilmiş vazifeyi en küçük askerinden, en üst rütbelisine kadar kanıksamış ve bu uğurda ne gerekiyorsa onu yapmaya and içmiştir. Kimse Türk Askeri’ni, görevini yapmıyor diye suçlayamaz, çünkü bu tamamen yalan ve aymazlık olur. Kaç tane kurum biliyorsunuz ki General seviyesindeki personeli lüks çalışma ortamlarından kalkıp dağlarda denetleme için gezebiliyor. İşte Türk Ordusu’nun bütün Paşaları dağlarda askerini kucaklıyor. Bütün Subay, Astsubay ve Uzman kadrosu, görevinin bilinçle ve tutkuyla yapıyor.
‘Askerlik yangelip yatma yeri değildir.’ diyebilen siyasilerimiz şunu bilsin ki askerimiz yatıyor, yatıyor ama sizler gibi ikiz yataklarda değil, buz gibi dağlarda, tokat gibi rüzgarda, mevzilerde yatıyor, yatıyor ama sizler gibi uyumuyor, gözleri açık nöbet tutarak yatıyor, yatıyor ama sizler gibi değil, haine görüntü vermemek için yatıyor ve ‘askerlik yatma yeri değildir’ diyen siyasimiz gibi nöbetinde uyuyarak değil, o gözlerinin arkasından koca bir milletin baktığını bilerek yatıyor.
Not: Bu vesile ile bende emekleri olan 57. Komando Taburunun bütün personeline şükranlarımı sunar tüm şehitlerimize de Allahtan rahet, ailelerine başsağlığı dilerim.
Saygılarımla...
Hasan Özcan
05.12.2007
|